Mirasçılıktan Çıkarmanın (Iskat) İptali Davasının Tenkis Davasına Dönüşmesi Yargıtay Kararı
- 4 gün önce
- 6 dakikada okunur
Mirasçılıktan çıkarma (ıskat) sebebinin ispat edilemediği durumlarda açılan vasiyetnamenin/ıskatın iptali davasının hukuki niteliği şekil değiştirerek bir tenkis davasına dönüşmektedir. Bu makalemizde, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/15813 E., 2019/1902 K. sayılı emsal kararı ışığında bu hukuki dönüşümü ve kanundaki önemli istisnaları inceleyeceğiz.
Türk Medeni Kanunu'nda Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat) ve İspat Yükü
TMK madde 512, mirasçılıktan çıkarmanın sınırlarını ve ispat yükünü net bir şekilde çizmiştir. Kanuna göre:
Mirasçılıktan çıkarma ancak mirasbırakan tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir.
Mirasçılıktan çıkarılan kimse duruma itiraz ederse belirtilen sebebin varlığını ispat yükü, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer.
Peki, çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse veya sebebin varlığı yararlananlar tarafından ispat edilememişse ne olur? Hukuk sistemimiz bu durumda vasiyetnamenin tamamen iptali yoluna gitmez. TMK 512/3 uyarınca mirasbırakanın tasarrufu, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir. Yani ıskat, tasarruf nisabı oranında geçerliliğini korur.
Mirasçılıktan Çıkarmada Mirasbırakanın Açık Yanılgısı (Hata)
Kural olarak çıkarma sebebinin ispat edilememesi süreci tenkise dönüştürse de kanun koyucu TMK 512/3 maddesinin son cümlesiyle çok önemli bir istisna öngörmüştür: Mirasbırakanın açık yanılması.
Eğer mirasbırakan, vasiyetnameyi yazarken çıkarma sebebinde açık bir yanılma (hata) içinde olmuşsa hukuki durum tamamen değişir. Örneğin; mirasbırakan "Kasamdaki paraları çaldığı için kızımı mirasçılıktan çıkarıyorum" şeklinde bir gerekçe sunmuş olabilir. Ancak ilerleyen süreçte veya bir ceza yargılaması sonucunda hırsızlık eylemini kızının değil dışarıdan bir şahsın gerçekleştirdiği kesinleşirse, burada murisin iradesini sakatlayan açık bir yanılgı söz konusudur.
Bu gibi açık yanılma hallerinde mirasçılıktan çıkarmanın (ıskat) iptali davası tenkise dönüşmez, tasarruf tamamen geçersiz olur. Bunun en büyük hukuki sonucu ise ilgili mirasçının (örnekteki kız çocuğunun) sadece saklı payını değil, yasal miras payının tamamını geri almasıdır.

Mirasçılıktan Çıkarmanın (Iskat) İptali Davasının Tenkis Davasına Dönüşmesi Yargıtay Kararının İncelenmesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/15813 E., 2019/1902 K. sayılı kararında mirasbırakan dede, düzenlediği resmi vasiyetname ile torunlarını (davacıları) mirastan ıskat etmiş ve malvarlığını ölünceye kadar bakma koşuluyla oğluna (davalıya) bırakmıştır. Davacı torunlar babalarının vefatından sonra dedelerinin kendilerini arayıp sormadığını, destek olmadığını ve vasiyetnamede belirtilen ıskat sebeplerinin (herhangi bir açık yanılma hali iddia edilmeksizin) gerçeği yansıtmadığını belirterek iptal davası açmışlardır.
Yerel Mahkemenin Kararı
Yerel mahkeme, davacıların babalarını küçük yaşta kaybettiklerini, mirasbırakan dede ile görüşmemelerinin tek başına saklı payın (mahfuz hisse) iptalini gerektirmeyecek bir durum olduğunu tespit etmiştir. Davalı taraf (amca) ise mirastan ıskat sebebini ispatlayamamıştır.
Bunun üzerine yerel mahkeme, vasiyetnamenin ıskata ilişkin bendinin davacıların mahfuz hisseleri oranında iptaline karar vermiştir. Ancak Yargıtay, bu noktada usuli ve maddi hukuka dair çok önemli bir müdahalede bulunmuştur.
Yargıtay'ın Bozma Gerekçesi - Davanın Tenkis Davasına Dönüşmesi Zorunluluğu
Yargıtay'a göre:
Davalılar mirastan ıskat sebebini ispat edemediklerinde TMK 512/3 gereğince mirastan ıskat işlemi, mirasbırakanın tasarruf nisabı (serbestçe tasarruf edebileceği kısım) oranında geçerli olmaya devam eder.
Bu durumda mahkemenin yapması gereken; tasarruf nisabı sınırları içerisinde geçerli olmak üzere ıskatın hükümsüzlüğüne karar verip davayı TMK md. 564 ve devamı maddelerinde düzenlenen Tenkis Davası olarak yürütmektir.
Tenkis Davası Olarak Devam Eden Süreçte Neler Yapılmalı?
Bir vasiyetnamenin iptali davası ıskat sebebinin ispatlanamaması nedeniyle tenkis davasına dönüştüğünde yargılama süreci de değişir. Mahkeme artık şu adımları izlemekle yükümlüdür:
Terekenin Tespiti: Murisin vefatı anındaki terekesinde bulunan tüm aktif (mallar, alacaklar) ve pasif (borçlar) değerler net olarak belirlenmelidir.
Net Tereke ve Tasarruf Nisabı Hesabı: Tereke üzerinden saklı paylar hesaplanmalı ve murisin serbestçe tasarruf edebileceği tasarruf nisabı bulunmalıdır.
Bilirkişi İncelemesi: Uzman bir bilirkişiden tenkis hesabı raporu alınmalı ve davacıların saklı paylarına yapılan tecavüz miktarı belirlenerek buna göre hüküm kurulmalıdır.
Yargıtay kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; ıskat sebebinin varlığı ispatlanamadığında vasiyetname tamamen yok sayılmaz ve süreç bir tenkis davasına dönüşür. Ancak mirasbırakanın çıkarma sebebinde açık bir yanılgı içinde olduğu ispatlanırsa vasiyetname tamamen geçersiz hale gelir ve mirasçı yasal miras payının tümüne kavuşur.
Mirasçılıktan çıkarmanın (ıskat) iptali davasıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak için Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat) konulu yazımızı okuyabilirsiniz.
Miras hukuku kaynaklı uyuşmazlıklarda özellikle vasiyetnamenin iptali, ıskat ve tenkis davalarında telafisi güç hak kayıpları yaşamamak adına sürecin uzman bir avukat ile yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Hukuki danışmanlık ve detaylı bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/15813 E., 2019/1902 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiş, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 12/03/2019 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden davacılar vekili Av... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekilin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; dedesi olan muris ...'nın ... Noterliği'nin 20/11/2009 tarihli ve 06746 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde kapalı vasiyetname tevdii emanet tutanağı içerisinde mevcut vasiyetnamesi ile kendilerini mirasından ıskat ettiğini, olanakları çerçevesinde mirasbırakan dedelerini ve babaannelerini ziyaret ettiklerini, babalarının vefatından sonra miras bırakan dedelerinin davacılara ekonomik katkıda bulunmadığını adeta onları yok saydığını, vasiyetnamede bildirilen sebebin ıskat sebebi olamayacağını, vasiyetnamenin 4. maddesinde murisin mallarının tamamını ölünceye kadar bakma koşulu ile oğlu ...'e bıraktığını, ...'in görevi gereği yıllardır ailesinden uzakta yaşayıp, murise bakmasının mümkün olmadığını, bakım görevini yerine getirmediğini, murisin vasiyetnamede her ne kadar ölünceye kadar bakma sözleşmesi gereği bahsi geçen malvarlığını ...'e bırakmış ise de gerçekte amacının bağış olduğunu, murisin kendilerinden mal kaçırma gayesi güttüğünü ileri sürerek vasiyetnamede belirtilen mirasçılıktan çıkartılmalarının ve vasiyetnamenin 4. maddesi ile düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmişler, 26.06.2015 tarihli dilekçeleri ile ikame ettikleri davanın vasiyetnamenin ve ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davacıların hisselerine düşecek miktar yönünden 2.000 TL'nin tahsili talebine ilişkin olduğunu, keşif sonucu vasiyetnameye konu taşınmaz değerleri toplamının 332.594,00 TL olarak tespit edildiğini bu nedenle dava değerini bu miktarda ıslah ettiklerini bildirmişlerdir.
Davalılar; davacıların dedelerini ziyaret etmediklerini, davacıların maddi durumlarının iyi olduğunu, mirasçılıktan çıkarılmalarının haklı olduğunu, davalı ...'in bütün izinlerini murisin yanında geçirdiğini, murisin eşit olmasa da mirasçılar arasında kısmi taksim yaptığını ileri sürerek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; davacıların, babalarını kaybettiklerinde henüz 14 ve 12 yaşlarında olup sonrasında annelerinin bakım ve gözetimi altında yaşadıkları, bu süreçte çocuklar ile muris ...'nın görüşmemiş oldukları dosya kapsamı ile sabit olmakla beraber murisin vasiyetnamesinde de belirttiği üzere bu ilişkinin kurulmamasından dolayı davacıların annesini suçladığı, davacıların ise babalarının ölümünden sonra muris dedelerinin kendilerini hiç arayıp sormadığını, bakım ve iaşelerinde destek amacıyla ufak bir katkıda dahi bulunmadığını beyan ettikleri, davacıların dava tarihi itibariyle dahi henüz çok genç yaşta oldukları, kendi geçimlerini sağlayıp düzenlerini kurabilecek yaşa gelmedikleri, aksi durumun kabulü halinde dahi davacı torunlarının muris dedelerini arayıp sormamalarının ve cenazesine gelmemelerinin tek başına mahfuz hissenin iptalini gerektirmeyeceği, davacıların mahfuz hisseden mahkumiyeti gerektirecek eylemlerinin tespit olunamadığı, ölünceye kadar bakma aktine dayalı olarak sağladığı edinimlerinde iptali istenmiş ise de bu talebe yönelik delil ibraz edilemediği gerekçesi ile davacıların davasının kısmen kabulü ile; davaya konu vasiyetnamenin 3 bendi ile mirastan men edilmelerine dair düzenlemenin davacıların mahfuz hisseleri oranında iptaline, davacıların vasiyetnamenin 4 bendinin iptali ve diğer taleplerine ilişkin ispat olunamayan davalarının reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı tarafın tüm, davacı tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- TMK'nun 512/1. maddesinde "Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir." 2.fıkrasında "Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer". 3.fıkrasında ise "Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapılmışsa, çıkarma geçersiz olur" hükmü getirilmiştir.
Somut olayda, murisin vasiyetnamesinde ıskat sebebi yazılmasına karşın toplanan delillere göre yasada aranan ıskat sebeplerinin gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Bu husus mahkemeninde kabulünde olup, vasiyetnamenin, davacıların mirasçılıktan çıkarılmalarına ilişkin kısmının davacıların mahfuz hisseleri oranında iptaline karar verilmiştir.
Davalılar, mirastan ıskat sebebini ispat edemediğinden TMK'nun 512/3. maddesi gereğince mirastan ıskatın miras bırakanın tasarruf nisabı oranında geçerli olması gerekir. Başka bir ifadeyle tasarruf nisabı sınırları içerisinde geçerli olmak üzere vasiyetnamenin ıskatına ilişkin bölümün hükümsüzlüğüne karar verilerek davacıların saklı payını talep edebileceği ve davaya tenkis davası olarak devam edileceği düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu durumda, mahkemece yapılacak iş; TMK.nun 512/3.maddesi gereğince, mirasçılıktan çıkarmaya yönelik ölüme bağlı tasarrufun davacı mirasçının saklı payının tasarruf nisabı oranında yerine getirilerek davaya TMK.nun 564. vd. maddelerinde açıklanan tenkis davası olarak devam edilmek suretiyle murisin terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifinin belirlenmesinden sonra uzman bilirkişiden alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurmak gerekirken bu hususun değerlendirilmemesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, hükmün HUMK'nun 428 inci maddesi gereğince ikinci bendde açıklanan nedenlerle davacı taraf yararına BOZULMASINA, 2.037 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalı taraftan alınıp davacı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz eden davacı tarafa iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/03/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
