Güveni Kötüye Kullanma Suçu ve Cezası (TCK Madde 155)
- 3 gün önce
- 16 dakikada okunur
Ceza hukuku içerisinde hem bireylerin mülkiyet haklarını koruyan hem de ticari ve sosyal hayattaki sözleşmesel güven ilişkilerini teminat altına alan düzenlemelerden biri güveni kötüye kullanma suçu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde "emniyeti suiistimal" olarak adlandırılan bu suç tipi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "Malvarlığına Karşı Suçlar" bölümünde, 155. maddesinde modern hukukun ve ticari hayatın karmaşıklaşan gereksinimlerine uygun olarak yeniden kaleme alınmıştır.
Bireyler arasındaki ticari ilişkilerin, hizmet akitlerinin ve günlük sosyal etkileşimlerin temelinde yatan en önemli unsur güven duygusudur. Hukuk düzeni bir kimsenin malvarlığı değerini, mülkiyet hakkını saklı tutarak belirli bir amaç doğrultusunda kullanılması veya muhafaza edilmesi için bir başkasına teslim etmesini himaye eder.
Failin, kendisine duyulan bu itimat duygusunu istismar ederek mal üzerinde malikmiş gibi haksız tasarruflarda bulunması yalnızca bireysel mülkiyet hakkının ihlali değil, aynı zamanda toplumdaki genel güven duygusunun ve ekonomik düzenin sarsılması anlamına gelmektedir.
Bu hukuki rehberde; güveni kötüye kullanma suçunun teorik temelleri, TCK madde 155/1 kapsamında düzenlenen basit hali, TCK madde 155/2 ve 155/3 fıkralarında yer alan nitelikli ve ağırlaştırıcı halleri, suçun oluşumuna zemin hazırlayan zilyetlik kavramı ve sözleşmeler hukuku boyutu, ceza muhakemesi usulleri, uzlaştırma kurumunun tatbiki, Yargıtay Ceza Dairelerinin güncel emsal kararları ve bu mahkumiyetlerin bilhassa kamu görevlileri (memurlar, askeri personel, emniyet mensupları) üzerindeki idari ve disiplin hukuku yansımaları tüm detaylarıyla incelenmektedir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Korunan Hukuki Değer
Ceza normlarının ihdas edilmesindeki temel amaç, toplum için hayati öneme sahip hukuki değerleri korumaktır. Güveni kötüye kullanma suçunda korunan hukuki değer doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında karma bir yapı olarak nitelendirilmektedir.
Birinci ve en belirgin korunan değer, Anayasa'nın 35. maddesi ile güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkıdır. Ancak bu suçu, hırsızlık veya yağma gibi diğer malvarlığı suçlarından ayıran asıl unsur korunan ikinci hukuki değer olan hukuki ilişkilere ve sözleşmelere duyulan güven unsurudur.
Mülkiyet hakkının korunması sadece malikin eşya üzerindeki fiili ve hukuki egemenliğinin dış müdahalelere karşı savunulmasını değil, aynı zamanda malikin rızasıyla kurulan geçici hukuki ilişkilerin amacına uygun şekilde nihayete erdirilmesini de kapsar.
Fail, malın mülkiyetini değil, sadece zilyetliğini (kullanım veya muhafaza hakkını) devralmaktadır. Bu devir işlemi, bir sözleşmeye veya kanundan doğan bir yükümlülüğe dayanır. Suç, failin bu yasal sınırı aşarak, aradaki ahde vefa ve dürüstlük kurallarını çiğnemesiyle vücut bulur.
Dolayısıyla devlet, TCK 155. madde ile hem kişinin mülkiyetine yapılan saldırıyı cezalandırmakta hem de sözleşme hürriyetinin ve ticari itimatın zedelenmesini engellemeyi amaçlamaktadır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Maddi Unsurları
Güveni kötüye kullanma suçunun maddi unsurları; fail, mağdur, suçun konusu (mal), zilyetliğin devri ve kanunda öngörülen seçimlik hareketlerin icra edilmesidir. Bu unsurlardan herhangi birinin eksikliği, fiilin atipik (suç teşkil etmeyen) sayılmasına veya eylemin başka bir suç vasfında değerlendirilmesine yol açacaktır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Fail ve Mağdur Sıfatları
Kural olarak bu suçun faili herkes olabilir, fail olmak için kanunda özel bir nitelik aranmamıştır (suçun basit hali bakımından). Ancak eşya hukuku prensipleri gereğince, failin mutlak surette suça konu malın maliki (sahibi) olmaması gerekmektedir.
Kişinin kendisine ait olan bir mal üzerinde tasarrufta bulunması mülkiyet hakkının doğal bir sonucudur ve suç teşkil etmez.
Bu kuralın istisnası, iştirak halinde (elbirliği) veya müşterek (paylı) mülkiyete konu olan eşyalar üzerinde ortaya çıkar. Yargıtay içtihatlarına göre, mal üzerinde pay sahibi olan ortaklar (örneğin mirasçılar veya şirket ortakları), müşterek veya iştirak halindeki mal üzerinde diğer paydaşların haklarını ihlal edecek şekilde kendi paylarını aşan ve mülkiyetin tamamını etkileyen haksız bir tasarrufta bulunurlarsa birbirlerine karşı güveni kötüye kullanma suçunu işleyemezler, zira eylem kendi malı üzerinde gerçekleşmektedir.
Ancak, mülkiyeti muhafaza kaydıyla satılan (taksitleri bitene kadar mülkiyeti satıcıda kalan) bir eşyanın, alıcı tarafından üçüncü bir kişiye satılması halinde alıcı henüz tam malik sıfatını kazanmadığı için bu suç oluşacaktır.
Suçun mağduru ise mülkiyet hakkı ihlal edilen ve malın zilyetliğini faile hür iradesiyle devreden gerçek veya tüzel kişidir. Tüzel kişiler (şirketler, vakıflar, dernekler) organları vasıtasıyla zilyetliği devredebilecekleri için bu suçun mağduru konumunda olabilirler.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Konusu: Mal Kavramı
TCK 155. maddesi bağlamında suçun konusunu başkasına ait olan taşınır (menkul) veya taşınmaz (gayrimenkul) niteliğindeki mallar oluşturur. Eşyanın mutlaka somut, fiziki bir varlığa sahip olması ve ekonomik veya manevi bir değer ifade etmesi şarttır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Gayri Maddi Varlıklar ve Ticari Sırların Durumu:
Günümüz bilgi toplumunda en sık karşılaşılan hukuki ihtilaflardan biri şirket verilerinin, müşteri listelerinin, yazılımların veya ticari sırların şirket çalışanları tarafından kopyalanması eylemleridir. Hukuki doktrin ve Yargıtay kararları ışığında sadece somut ve fiziki varlıklar güveni kötüye kullanma suçuna konu edilebilir.
Veriler, elektronik ortamdaki bilgiler veya sır niteliğindeki gayri maddi unsurlar mal eşyası kapsamında değerlendirilemez. Bu tür bilgilerin sızdırılması veya haksız kullanımı halinde güveni kötüye kullanma suçu değil, özel norm niteliğindeki TCK madde 239'da düzenlenen "Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması" suçu oluşacaktır.
Keza bir eşya birliğinden (örneğin bir tesisten) henüz fiilen ayrılmamış ve bağımsız bir varlık kazanmamış unsurlar da mal kabul edilemez, fiil ancak söz konusu parçanın bütünden ayrılarak somut bir varlık kazandığı an güveni kötüye kullanma suçuna vücut verebilir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Zilyetliğin Devri ve Geçerli Sözleşme Şartı
Güveni kötüye kullanma suçunu var eden en hayati unsur zilyetliğin devri olgusudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 973. ve 974. maddeleri uyarınca zilyetlik bir kişi ile eşya arasındaki fiili hakimiyet ilişkisini ifade eder.
Eşyanın maliki olan kişi asli zilyet konumundadır. Malik, eşyayı muhafaza etmesi, tamir etmesi veya belirli bir amaçla kullanması için bir başkasına (faile) teslim ettiğinde, fail eşya üzerinde fer'i zilyet (ikincil zilyet) sıfatını kazanır.
Zilyetliğin devri mutlaka mağdurun özgür iradesine, hilesiz bir rızaya ve hukuken tanımlanabilir bir nedene (sözleşmeye veya kanun hükmüne) dayanmalıdır.
Güveni kötüye kullanma suçuna zemin hazırlayan bu hukuki ilişkinin kaynağı genellikle Borçlar Kanunu'nda düzenlenen sözleşmelerdir:
Kira Sözleşmesi: Kiralık aracın veya iş makinesinin süresi bitmesine rağmen iade edilmemesi.
Vedia (Saklama/Emanet) Sözleşmesi: Korunması için bırakılan ziynet eşyasının emanetçi tarafından bozdurulması.
Ariyet (Kullanım Ödüncü) Sözleşmesi: Okuması için verilen kitabın veya giymesi için verilen elbisenin satılması.
İstisna (Eser) Sözleşmesi / Tamir Bakım: Tamir için bırakılan telefonun veya aracın tamirci tarafından haksız yere alıkonulması veya yedek parçalarının sökülüp satılması.
Vekalet Sözleşmesi: Vekilin, müvekkili adına tahsil ettiği bedeli zimmetine geçirmesi.
Hizmet Sözleşmesi: Çalışanın, işverene ait tahsilat paralarını veya kullanımına tahsis edilen araçları şahsi menfaatine kullanması.
Kendine Özgü (Sui Generis) Sözleşmeler: Bankalardaki cari hesap veya katılım ortaklığı hesaplarına yatırılan paraların akıbeti.
Zilyetliğin devrinin geçerliliği konusunda hukuki doktrinde tartışmalı bir husus olan geçersiz sözleşmeler bağlamında Yargıtay'ın yaklaşımı şudur: Taraflar arasındaki sözleşme hukuka veya ahlaka aykırı bir nedenle geçersiz (butlan) olsa dahi zilyetlik fiilen, cebir veya hile olmaksızın devredilmiş ve fail eşya üzerinde fiili hakimiyet kurmuşsa, failin malı amacı dışında kullanması eylemi suçun şartlarını taşıyabilir. Hukuk düzeni sadece sözleşmeyi değil, o sözleşmenin yarattığı fiili güven ortamını da korumaktadır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Seçimlik Hareketler
TCK 155. madde, suçun oluşabilmesi için failin iki farklı seçimlik hareketten birini gerçekleştirmesini aramıştır:
Zilyetliğin Devri Amacı Dışında Tasarrufta Bulunmak:
Fail, malın kendisine teslim ediliş gayesine aykırı hareket eder. Bu durum hem icrai (aktif) hem de ihmali (pasif) hareketlerle gerçekleştirilebilir. Örneğin, emanet bırakılan bir tablonun satılması, rehin verilmesi, bağışlanması veya bilerek tahrip edilmesi icrai hareketlerdir.
Muhafaza edilmek üzere bırakılan bir canlının (örneğin yarış atının) bilerek aç bırakılarak değerinin düşürülmesine neden olmak veya kira sözleşmesi bitmesine rağmen eşyayı ısrarla iade etmemek ihmali hareketlerle tasarrufta bulunmaktır. Kanun koyucu, failin eylemden kendisinin veya başkasının yararına olarak hareket etmesini aramışsa da, suçun tamamlanması için failin fiilen somut bir haksız kazanç veya zenginleşme elde etmiş olması ya da mağdurun fiili bir zarara uğraması zorunlu değildir. Amaca aykırı tasarruf yapıldığı an suç tamamlanır.
Devir Olgusunu İnkâr Etmek:
Failin, malın mülkiyetini reddetmeksizin veya reddederek zilyetliğin kendisine devredildiği gerçeğini, sözleşme ilişkisini veya teslimatı yalanlamasıdır. "Bana böyle bir araç teslim edilmedi", "Ben bu parayı almadım" şeklindeki yalan beyanlarla malı uhdesinde tutmaya çalışmak bu kapsamdadır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Manevi Unsuru
Güveni kötüye kullanma suçu yalnızca kasten işlenebilen bir suçtur. Taksirle (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıkla) işlenmesi hukuken mümkün değildir. Failin, eşyanın başkasına ait olduğunu, zilyetliğin kendisine belirli bir amaç için (muhafaza veya kullanım) devredildiğini bilmesi ve bilerek bu amaca aykırı davranmayı ya da devri inkâr etmeyi istemesi (genel kast) şarttır.
Kastın oluşum zamanı, bu suçu dolandırıcılık (TCK 157-158) suçundan ayıran çizgidir. Dolandırıcılık suçunda fail, mağduru daha en başından hileli davranışlarla aldatır ve zilyetliği bu hile sayesinde elde eder; yani suç işleme kastı, mal teslim alınmadan önce mevcuttur.
Güveni kötüye kullanma suçunda ise zilyetliğin devri aşamasında hiçbir hile, yalan veya aldatmaca yoktur. Devir işlemi tamamen yasal ve dürüst bir zeminde gerçekleşir. Faildeki haksız tasarrufta bulunma veya inkâr etme kastı, mal yasal olarak ve rızayla teslim alındıktan sonra ilerleyen süreçte ortaya çıkar.
TCK 155/1: Basit Güveni Kötüye Kullanma Suçu
Türk Ceza Kanunu'nun 155. maddesinin 1. fıkrası, suçun basit şeklini düzenlemektedir. Bu fıkra, taraflar arasında mesleki, ticari veya resmi bir idare yetkisinin bulunmadığı, olağan sosyal ilişkilere dayalı şahsi güven ihlallerini kapsar.
Örneğin, komşusuna düğünde takması için verilen altının geri verilmemesi veya arkadaşına okuması için verilen kitabın sahafta satılması eylemleri basit hal kapsamında değerlendirilir.
Ceza Miktarı ve Soruşturma Usulü: TCK 155/1 uyarınca, "Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.".
Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, güveni kötüye kullanma suçunda basit halin mutlak surette şikayete tabi olmasıdır. Mağdur, fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde adli makamlara şikayette bulunmazsa soruşturma yapılamaz. Soruşturma veya kovuşturma evresinde şikayetten vazgeçilmesi, kamu davasının düşmesi sonucunu doğurur.
TCK 155/2 ve 155/3: Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Nitelikli ve Ağırlaştırıcı Haller
Kanun koyucu, taraflar arasındaki güven ilişkisinin basit bir arkadaşlık veya komşuluk ilişkisinden öteye geçerek kanunlardan, mesleki unvanlardan veya ticari dinamiklerden kaynaklanan daha kurumsal ve yoğun bir nitelik taşıdığı durumlarda failin daha ağır cezalandırılmasını öngörmüştür.
Nitelikli hallerin yasal gerekçesi toplumun meslek erbabına, tacirlere veya hizmet sağlayıcılara duyduğu pekiştirilmiş güvenin sarsılmasının, kamu düzeni ve piyasa ekonomisi üzerinde çok daha tahrip edici etkiler yaratmasıdır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/294 E., 2020/456 K.).
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Hizmet, Meslek, Sanat veya Ticaret Nedeniyle Nitelikli Hal (TCK 155/2)
TCK 155/2 fıkrasına göre; suçun, "meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde", fail bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
Bu ağırlaştırıcı fıkranın uygulanabilmesi için dört temel kategoriden birinin mevcut olması gerekir:
Meslek ve Sanatın İcrası: Kişinin geçimini sağlamak amacıyla sürekli ve düzenli olarak yürüttüğü bağımsız faaliyetlerdir. Terzilik, saat tamirciliği, bilgisayar bakım uzmanlığı gibi meslekler bu kapsama girer. Bir cihaz tamircisinin, onarım için kendisine bırakılan telefonları devir amacına aykırı olarak satması eylemi TCK 155/2 kapsamında meslek gereği duyulan güvenin istismarıdır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/21096 E.).
Ticaret İlişkisi: Ticari amaçla yapılan mal değişimleri ve hukuki işlemleri ifade eder. Burada failin Ticaret Kanunu anlamında resmi bir tacir olması şart değildir; işlemin ticari bir saikle (örneğin komisyonculuk, bayilik) gerçekleştirilmesi ve eşyanın bu ticari ilişki nedeniyle teslim edilmiş olması yeterlidir.
Hizmet İlişkisi: İşçi-işveren veya kurum-çalışan arasındaki alt-üst veya hizmet sunumu ilişkisidir. Zilyetliğin, doğrudan bu hizmet akdinin ifası amacıyla devredilmesi gerekir. Örneğin, şirketin tahsilat işleriyle görevli personelinin parayı uhdesinde tutması bu suçu oluşturur.
Malları İdare Etmek Yetkisi: Kaynağı bir sözleşme, kanun veya mahkeme kararı (örneğin vasi tayini, kayyımlık, tasfiye memurluğu) olan ve başkasının malvarlığı üzerinde yönetim hakkı veren durumlardır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda İlliyet (Nedensellik) Bağı Şartı
Nitelikli halin uygulanabilmesi için malın teslimi ile failin sıfatı arasında mutlak bir illiyet bağı (nedensellik) bulunmalıdır. Eşya, failin söz konusu mesleği icra etmesi, o hizmeti sunması veya o idare yetkisine sahip olması nedeniyle faile tevdi edilmiş olmalıdır.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi (2012/21614 E., 2014/13164 K.) bir kararında; serbest muhasebecinin yanında çalışan bir personelin, mükelleften vergi borcunu yatırmak bahanesiyle para alıp şahsına mal etmesi eylemini değerlendirmiştir. Yargıtay, muhasebecilerin resmi görevleri arasında vergi tahsilatı yapmanın bulunmadığını, sanığın da hukuken böyle bir yetkisinin olamayacağını belirterek ortada yasal bir hizmet nedeniyle teslim değil, sivil bir güven ilişkisi bulunduğuna karar vermiş ve eylemi 155/2 (nitelikli) değil, 155/1 (basit hal) olarak nitelendirmiştir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Motorlu Taşıtlara İlişkin Ek Ağırlaştırıcı Neden (TCK 155/3)
Özellikle araç kiralama (rent a car) sektöründe, lojistik ve kargo taşımacılığında artan suistimaller ve araçların parçalanarak satılması vakalarının çoğalması üzerine kanun koyucu, 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunun 18. maddesi ile TCK'nın 155. maddesine yeni bir fıkra (3. fıkra) eklemiştir.
TCK 155/3 hükmüne göre: "Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.".
Hakim, öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkiye göre eylemin TCK 155/1 mi yoksa 155/2 mi olduğuna karar verecek, temel cezayı belirleyecek, ardından suça konu eşya bir motorlu taşıt olduğu için tayin edilen bu cezayı %100 (bir kat) oranında artıracaktır. Bu durum, araç kiralayıp iade etmeyenlerin eskiye oranla çok daha ağır infaz rejimleriyle karşılaşması anlamına gelmektedir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kanunu'nun 12. maddesi gereğince, güveni kötüye kullanma suçunun ister basit şekli (155/1) ister nitelikli (155/2) veya ağırlaştırılmış (155/3) hali olsun, davalara bakmakla görevli olan yargı mercii Asliye Ceza Mahkemesidir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 12. maddesi kapsamında yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir. Suçun işlendiği yer; zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufun fiilen gerçekleştirildiği veya teslimatın inkar edildiği yerdir. Örneğin, araç Ankara'dan kiralanmış ancak fail tarafından İstanbul'da parçalanarak satılmışsa suç İstanbul'da işlenmiş sayılır ve yetkili mahkeme İstanbul Asliye Ceza Mahkemesidir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Soruşturma Usulü, Şikayet Süresi ve Zamanaşımı Tablosu
Suçun Niteliği ve TCK Maddesi | Şikayete Tabi mi? | Şikayet/Hak Düşürücü Süre | Olağan Dava Zamanaşımı | Uzlaştırma Kapsamında mı? |
Basit Hal (TCK 155/1) | Evet | 6 Ay | 8 Yıl | Evet |
Nitelikli Hal (TCK 155/2) | Hayır (Re'sen Soruşturulur) | Süre Yok | 15 Yıl | Evet (7188 s. Kanun değişikliği ile) |
Taşıt (TCK 155/3) | Hayır (Re'sen Soruşturulur) | Süre Yok | 15 Yıl | Hayır |
Tablodan da anlaşıldığı üzere, TCK 155/2 ve 155/3 kapsamındaki nitelikli hallerde savcılık makamı şikayet olmaksızın olayı öğrendiği anda (re'sen) soruşturma başlatmak zorundadır. Mağdurun şikayetten vazgeçmesi sadece şahsi haklarından vazgeçtiği anlamına gelir, kamu davasının düşmesine neden olmaz. Nitelikli hallerde failin yargılanabilmesi için öngörülen olağan dava zamanaşımı süresi 15 yıl gibi uzun bir süredir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/37960 E., 2021/12057 K. sayılı kararında, ticari işletme kapsamında olmayan, şahsi kullanım için kiralanan iş makinesinin iade edilmemesi davasında eylemin hizmet ilişkisi değil basit güveni kötüye kullanma (155/1) olduğuna karar vermiştir. İhtarname çekilip yasal sürenin bitmesinden itibaren başlayan olağanüstü dava zamanaşımı (TCK 66/1-e, 67/4) süresinin dolması sebebiyle kamu davasının düşmesine karar verilmiştir. Bu tür davalarda sürelerin hesaplanması beraat veya düşme kararları için hayati önemdedir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Uzlaştırma
Ceza adalet sisteminde onarıcı adalet yaklaşımının bir yansıması olan uzlaştırma (CMK 253, 254), fail ile mağdurun devlet gözetiminde anlaştırılmasını hedefler. Uzlaştırma kapsamındaki bir suç için usulüne uygun uzlaştırma teklifi yapılmadan kamu davası açılamaz veya yargılamaya devam edilip mahkumiyet hükmü kurulamaz.
Basit Hal (155/1) ve Uzlaşma: Şikayete tabi olduğundan başından beri uzlaştırma kapsamındadır.
Nitelikli Hal (155/2) ve Uzlaşma: TCK 155/2 fıkrası, eskiden uzlaşma yasağına tabiydi. Ancak 7188 sayılı Kanunun 26. maddesi ile CMK 253. maddede yapılan değişiklikle birlikte, "hizmet, meslek, sanat ve ticaret nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçu da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/18126 E. ve 2021/24087 E. sayılı emsal kararı, yasa değişikliği sonrasında yerel mahkemelerin TCK 155/2'den yargılanan sanıklar hakkında uzlaştırma prosedürünü işletmeden verdikleri mahkumiyet kararlarını hukuka aykırı bularak bir bozma sebebi saymıştır.
Taşıt (155/3) ve Uzlaşma: 2025 yılında eklenen bu hüküm uzlaşma yasakları içerisinde kalmakta olup, TCK 155/3 uygulandığında uzlaştırma kurumuna gidilemez.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Eksik Soruşturma ve İş Mahkemelerinin Etkisi
Güveni kötüye kullanma suçunda en sık karşılaşılan hatalardan biri ticari nitelikteki alacak-verecek veya işçi-işveren uyuşmazlıklarının yeterince araştırılmadan doğrudan ceza yargılamasına konu edilmesidir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/24058 E., 2021/12373 K. sayılı kararında; şirketin tahsilat sorumlusu çalışanın 6.021 TL'yi kasaya yatırmadığı iddiasıyla açılan davada verilen cezayı yetersiz inceleme sebebiyle bozmuştur.
Yargıtay, mahkemeye şu talimatları vermiştir:
Sanığın resmi görev tanımının tespiti için SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) kayıtlarının celbi,
Tahsilat evraklarında adı geçen diğer şirket çalışanlarının tanık sıfatıyla dinlenmesi ve elden ödeme yapılıp yapılmadığının tespiti,
Sanık işçi ile müşteki işveren arasında kıdem veya ihbar tazminatları gibi konularda devam eden bir İş Mahkemesi davası (husumet) olup olmadığının araştırılması.
Eğer işçi, işverenden olan hukuki ve yasal alacaklarını tahsil edemediği için zilyetliğindeki şirket paralarını bu alacaklarına mahsuben uhdesinde tutuyorsa (takas/mahsup iradesi), burada kast unsuru tartışmalı hale gelecek ve hukuki uyuşmazlık boyutuna geçilecektir. Ceza mahkemelerinin eksik soruşturma ile karar vermesi şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlalidir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda İddianame ve Suç Vasfının Değişmesi
CMK 225. maddesi uyarınca hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ve failine yönelik olarak verilebilir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2020/15651 E., 2021/19640 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; Cumhuriyet Savcılığı sadece TCK 155/1 (basit güveni kötüye kullanma) sevk maddesiyle iddianame düzenlemişse, mahkeme sadece CMK 226 uyarınca sanığa ek savunma hakkı vererek eylemi daha ağır cezayı gerektiren TCK 142/2-h (nitelikli hırsızlık) veya nitelikli dolandırıcılık suçuna dönüştürüp mahkumiyet kuramaz. Bu eylemler tamamen farklı suç tipleri olduğundan hırsızlık suçlaması için usulüne uygun şekilde ayrı bir kamu davası açılması zorunludur, aksi durum bozma nedenidir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Basit Yargılama Usulü
Anayasa Mahkemesinin iptal kararları ve CMK Geçici Madde 5(d) bağlamında, kanunda öngörülen cezanın üst sınırı 2 yıl veya daha az olan suçlarda basit yargılama usulünün uygulanması zorunludur.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/38203 E., 2021/12306 K. sayılı kararı, basit güveni kötüye kullanma suçu (TCK 155/1) yargılamalarında mahkemenin bu yasal usulü uygulamadan doğrudan genel hükümlere göre karar vermesini hukuka ve anayasaya aykırı bularak bozma kararı vermiştir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Etkin Pişmanlık (TCK 168)
Mala karşı işlenen pek çok suç tipinde olduğu gibi güveni kötüye kullanma suçunda da adaletin tesisi, mağdurun zararının onarılması ve failin ıslahı amacıyla Etkin Pişmanlık (TCK md. 168) hükümleri düzenlenmiştir.
Failin suçu işledikten sonra kendi hür iradesiyle pişmanlık duyması ve mağdurun uğradığı maddi zararı (suça konu eşyayı aynen iade ederek veya bedelini nakden ödeyerek) tamamen tazmin etmesi halinde uygulanır.
Zararın giderilme zamanlaması, mahkemenin yapacağı ceza indirimi oranını doğrudan belirler:
Soruşturma Aşamasında Tazmin: Cumhuriyet Savcılığınca iddianame düzenlenip kamu davası açılmadan (mahkeme aşamasına geçilmeden) önce zarar tamamen giderilirse TCK 168/1 uyarınca faile verilecek cezada üçte ikiye (2/3) kadar indirim yapılabilir.
Kovuşturma Aşamasında Tazmin: İddianame kabul edilip dava açıldıktan sonra ancak mahkeme tarafından hüküm (karar) verilinceye kadar olan süreçte zarar tamamen giderilirse faile verilecek cezada TCK 168/2 uyarınca yarısına (1/2) kadar indirim yapılır.
Kısmi Tazmin Durumu: Eğer fail zararın tamamını değil de sadece bir kısmını gidermişse (kısmi tazmin), etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun (katılanın) kısmi ödemeye veya iadeye açık rıza göstermesi şarttır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Benzer Suçlarla Karşılaştırılması
Ceza yargılamalarında en büyük tartışmalar suç vasfının tayininde yaşanmaktadır. Eylemin hangi kanun maddesine girdiğinin tespiti verilecek ceza miktarından, hapis yatılacak infaz rejimine kadar her şeyi değiştirir.
1. Hırsızlık Suçu (TCK 141-142) ile Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Farkları
Hırsızlık suçunun temel şartı, zilyedin rızasının olmaması ve malın bulunduğu yerden fail tarafından gizlice veya zorla alınmasıdır. Oysa güveni kötüye kullanmada mal, mağdur tarafından kendi isteğiyle aradaki yasal bir güven ilişkisine dayanılarak faile teslim edilmiştir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2021/3567 E., 2021/19293 K. kararına konu olan olay bu farkı net biçimde ortaya koyar:
Bir nakliyat şirketinde çalışan tır şoförü, mola yerinde hem kendi kullanımına tahsis edilen ve zimmetli olan tırın mazotunu hem de şirkete ait olup kendisine zimmetlenmeyen, otoparktaki diğer bir tırın mazotunu çalmıştır.
Yargıtay, failin kendisine zimmetli olan tırdan çaldığı yakıt eylemini TCK 155/2 hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, kendisine kullanım yetkisi verilmeyen diğer tırdan çaldığı yakıt eylemini ise TCK 142 hırsızlık olarak vasıflandırmış ancak her iki eylemin teselsül kuralları veya fikri içtima bağlamında tek bir suç vasfı altında bütüncül değerlendirilmesi gerektiğini, iki ayrı mahkumiyet verilmesinin usule aykırı olduğunu hükme bağlamıştır.
2. Dolandırıcılık Suçu (TCK 157-158) ile Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Farkları
Dolandırıcılıkta hile ve aldatma esastır. Fail, mağdurun iradesini baştan yalan beyanlar ve hileli senaryolarla sakatlar, mağdur malı faildeki suç kastını bilmeden teslim eder. Yani suç işleme kastı, devir işleminden öncedir. Güveni kötüye kullanmada ise sözleşme hilesiz ve dürüstçe kurulur; kast, mal yasal olarak ele geçtikten sonra ortaya çıkar.
3. Zimmet Suçu (TCK 247) ile Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Farkları
Zimmet suçu, güveni kötüye kullanma suçunun fail bakımından özgülenmiş şeklidir ve sadece Kamu Görevlileri (memurlar vb.) tarafından işlenebilir. Bir kamu görevlisinin, resmi görevi nedeniyle kendisine devredilmiş malı zimmetine geçirmesi TCK 247'yi oluşturur. Sivil bir çalışanın veya özel sektör temsilcisinin aynı eylemi yapması ise TCK 155/2'dir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Memuriyet ve Askeri Disiplin Hukuku Üzerindeki İdari Yaptırımları
Güveni kötüye kullanma suçu yüz kızartıcı bir mülkiyet suçu olması hasebiyle sivil memurlar, askeri personel ve emniyet mensupları üzerinde son derece ağır idari ve mesleki yaptırımlar doğurmaktadır. Fail hakkında tesis edilen mahkumiyet kararının türü tabi olunan özel kanuna göre farklı idari sonuçlar yaratır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda HAGB Kararının Memuriyet Üzerindeki Etkisi
CMK 231. maddesinde düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı denetim süresi içinde suç işlenmezse ceza kararının tamamen ortadan kalkmasını sağlayan, sabıkaya işlemeyen özel bir kurumdur.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa Tabi Personel: Güveni kötüye kullanma suçu 657 s. DMK'nın 48/A-5 fıkrası uyarınca katalog (memuriyete engel) suçlardan olsa da idare hukuku prensipleri ve Danıştay içtihatları gereğince hakkında HAGB kararı verilen sivil bir devlet memurunun memuriyet görevine son verilemez ve ilişiği kesilemez.
Askeri Personel ve Kolluk Kuvvetleri: 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu gibi kendi özel askeri disiplin ve teşkilat yasalarına tabi olan askeri personel ile emniyet mensupları (polisler) için hukuki durum çok daha katıdır. Bu personelin tabi olduğu özel kanunlar HAGB kararını dahi bir ihraç nedeni saymaktadır. Dolayısıyla, güveni kötüye kullanma suçundan dolayı hapis cezası alıp bu cezası HAGB'ye çevrilen bir askeri personelin ordudan veya emniyet teşkilatından ilişiği kural olarak kesilmektedir.
Özellikle kamu görevlileri açısından bu derece ağır sonuçları olan ve mesleki kariyeri bitiren ceza davalarının hazırlık soruşturmasından Yargıtay temyiz sürecine kadar süreci uzman idare ve ceza avukatlarıyla birlikte yürütmek hayati derecede elzemdir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçu - Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. Güveni kötüye kullanma suçu (TCK 155) nedir ve şartları nelerdir?
Güveni kötüye kullanma; mülkiyeti başkasına ait olan ve muhafaza etmek veya belirli bir amaçla kullanmak üzere hukuken geçerli bir sözleşmeyle (zilyetliği devredilerek) teslim edilen malın, teslim amacı dışında kullanılması, satılması veya inkar edilmesidir. Suçun oluşması için geçerli bir teslim (zilyetlik devri) bulunması ve failin eşya üzerinde haksız tasarrufta bulunması zorunlu şartlardır.
2. Güveni kötüye kullanma suçu cezası kaç yıldır, hapse girilir mi?
Güveni kötüye kullanma suçunun basit halinde (TCK md. 155/1) ceza altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır. Hizmet, meslek, sanat veya ticaret ilişkisi çerçevesinde işlenen nitelikli halinde (TCK md. 155/2) ceza bir yıldan yedi yıla kadar hapistir. Eğer suça konu mal bir motorlu taşıtsa (rent a car vb.), bu cezalar TCK 155/3 uyarınca bir kat (%100) artırılarak verilir. Alt sınırdan uzaklaşılarak verilen cezalarda veya tekerrür hallerinde kapalı cezaevinde infaz ihtimali yüksektir.
3. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu şikayete tabi midir?
Hayır, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu şikayete tabi değildir. TCK 155/1'deki basit güveni kötüye kullanma suçu 6 aylık şikayet süresine tabi iken; işçi-işveren, meslek erbabı ve müşteri ilişkilerine dayanan TCK 155/2 (nitelikli hal) ve taşıt suçlarına yönelik TCK 155/3 kesinlikle şikayete tabi değildir. Olay kolluk güçlerine intikal ettiği andan itibaren savcılıkça resen kamu davası açılır ve taraflar vazgeçse bile yargılama devam eder.
4. Güveni kötüye kullanma suçu uzlaşma kapsamında mıdır?
Güveni kötüye kullanma suçu TCK 155/1 (basit hal) uzlaşma kapsamındadır. Eskiden uzlaşma dışı olan TCK 155/2 (hizmet ve meslek nedeniyle nitelikli hal), 7188 sayılı Kanunun 26. maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde CMK 253. madde uyarınca uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir. Mahkemelerin uzlaştırma yapmadan hüküm kurması bozma nedenidir. Ancak TCK 155/3'teki taşıt ağırlaştırıcısı uzlaşma yasağına tabidir.
5. Araç kiralama (Rent a Car) sözleşmesinin bitmesine rağmen aracı iade etmemek hangi suçu oluşturur?
Bu eylem, mal faile rızayla ve bir kira sözleşmesi dahilinde teslim edildiğinden hırsızlık değil, güveni kötüye kullanma suçudur. Kanun koyucunun 24/12/2025 tarihinde yürürlüğe soktuğu 7571 sayılı yasa (TCK 155/3) gereği suçun konusu motorlu taşıt olduğu için faile tayin edilecek temel ceza bir kat artırılır, dolayısıyla çok daha ağır bir yaptırım rejimi uygulanır.
6. Güveni kötüye kullanma davasında dava zamanaşımı süresi ne kadardır?
Güveni kötüye kullanma davasında zamanaşımı atılı suçun fıkrasına göre değişiklik arz eder. Güveni kötüye kullanma suçunun basit halinde (TCK 155/1) öngörülen olağan dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Suçun nitelikli halleri olan TCK 155/2 ve motorlu taşıtları kapsayan TCK 155/3 maddeleri için uygulanacak olağan dava zamanaşımı süresi ise 15 yıl olarak kanunda hüküm altına alınmıştır.
7. İşçi ve şirket arasındaki maaş tazminat davası ceza davasını etkiler mi?
İşçi ve şirket arasındaki maaş tazminat davası ceza davasını etkiler. Yargıtay kararlarına göre, şirket çalışanı şirkete ait parayı, işverenden alamadığı maaş veya kıdem tazminatlarına karşılık mahsuben elinde tuttuğunu savunuyorsa, mahkeme devam eden iş hukuku davasını beklemeli ve incelemelidir. Zira takas veya mahsup iradesiyle hareket edilmesi güveni kötüye kullanma kastını zedeleyebilir ve eylemi salt hukuki ihtilaf (alacak davası) boyutuna çekebilir.
8. Güveni kötüye kullanmada Etkin Pişmanlık (TCK 168) nasıl uygulanır?
Güveni kötüye kullanmada eğer fail pişman olup mağdurun zararını veya malını dava açılmadan önce (soruşturma evresinde) tamamen iade veya tazmin ederse TCK 168/1 uyarınca verilecek cezada üçte ikiye (2/3) kadar indirim yapılır. Dava açıldıktan sonra fakat mahkeme kararı (hüküm) açıklanmadan önce zarar giderilirse TCK 168/2 kapsamında indirim oranı yarıya (1/2) kadar inebilmektedir.
9. Güveni kötüye kullanma suçundan ceza almak veya HAGB kararı almak memuriyeti bitirir mi?
Güveni kötüye kullanma suçu 657 sayılı Kanunun 48. maddesinde belirtilen yüz kızartıcı katalog suçlardandır. Ancak 657'ye tabi sivil bir devlet memuru mahkemeden Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı alırsa meslekten atılmaz. Buna karşın askeri personel (Uzman Erbaş vb.) ve emniyet mensupları, kendi özel ve katı disiplin kanunları (3269 ve 926 s. Kanunlar) gereğince güveni kötüye kullanma suçundan HAGB kararı alsalar dahi meslekten ihraç edilebilmektedirler.
Konu hakkında detaylı bilgi almak için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Yorumlar