top of page

Çekte İmza Sahteciliği

  • 2 gün önce
  • 22 dakikada okunur

Ticari hayatta mal ve hizmet mübadelesinin en temel enstrümanlarından biri olan çek, yapısal olarak bir ödeme aracı olmakla birlikte içerdiği hukuki ve cezai yaptırımlar itibarıyla taraflara ciddi sorumluluklar yükleyen bir kambiyo senedidir.


Ekonomik döngünün hızla ve güvenle ilerleyebilmesi kıymetli evrak hukukunun şekli ve katı kurallara bağlanmış olmasına dayanır. Bu güven mekanizmasının kalbinde ise senedi düzenleyen kişinin iradesini yansıtan imza unsuru yer almaktadır. İmzanın aidiyeti, senedin hukuki geçerliliğini ve tarafların mali mesuliyetlerini tayin eden en hayati bileşendir.


Ancak ticari pratiklerde gerek hırsızlık, gerek emniyeti suiistimal, gerekse de organize dolandırıcılık faaliyetleri neticesinde çekler üzerinde imza taklidi veya tahrifat eylemlerine sıklıkla rastlanmaktadır. Bir çekin üzerinde yer alan imzanın sahte olması, salt bir alacak-verecek ihtilafı doğurmaz; aynı zamanda Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında ağır hapis cezalarını, Türk Ticaret Kanunu (TTK) ekseninde bankaların kusursuz sorumluluk hallerini ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) boyutunda ise saniyelerle yarışan hak düşürücü süreleri beraberinde getirir.


Bu kapsamlı yazıda çekte imza sahteciliğinin doğurduğu hukuki ve cezai sonuçlar, muhatap bankanın ve keşidecinin sorumluluk sınırları, icra takibi aşamasında hayati önem taşıyan 5 günlük itiraz süreci, Yargıtay İçtihatları ışığında ispat yükünün dağılımı ile Adli Tıp Kurumu nezdinde yürütülen grafolojik inceleme aşamaları derinlemesine ve tüm hukuki boyutlarıyla incelenecektir.


Çekte İmza Sahteciliği Nedir?


6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 781. maddesi uyarınca bir belgenin çek vasfını taşıyabilmesi ve kambiyo senedi niteliği kazanabilmesi için belirli zorunlu şekil şartlarını bünyesinde barındırması emredici bir kuraldır.


Bu şekil şartlarının en önemlilerinden biri çeki düzenleyen kişinin (keşidecinin) el yazısı ile atılmış ıslak imzasının senet üzerinde bulunmasıdır. Çekte imza sahteciliği, senedin tedavüle çıkarılması aşamasında veya sonrasında, keşidecinin yahut ciro silsilesinde yer alan herhangi bir cirantanın imzasının yetkisi olmayan üçüncü şahıslar tarafından taklit edilmesi veya senedin haksız yere doldurulması fiilidir.


Kambiyo senetlerinde sahtecilik ve tahrifat kavramları hukuki sonuçları itibarıyla birbirine yakın görünse de doktrinde ve Yargıtay uygulamasında farklı şekillerde tasnif edilmektedir:


  1. İmza Sahteliği (İmza Taklidi): Çek yaprağının genellikle hırsızlık, kaybolma veya yetkisiz ele geçirme yollarıyla boş olarak elde edilmesi ve asıl hesap sahibinin (keşidecinin) veya lehtarın imzasının taklit edilerek senedin bütünüyle sahte bir şekilde vücuda getirilmesidir. İmza sahteliğinde ortada geçerli bir kambiyo iradesi bulunmamaktadır.


  2. Tahrifat (Değiştirme): Çekin asıl hesap sahibi tarafından geçerli ve gerçek bir imza ile düzenlenmiş olmasına rağmen senet metninde yer alan bedel, keşide tarihi, ödeme yeri veya lehtar ismi gibi esaslı unsurların sonradan rıza dışı yöntemlerle (silinti, kazıntı, ilave veya sürşarj) değiştirilmesidir.


Bir çekte sahte imza bulunması o senedi fiziken yok kılmaz ancak sahteciliğin yöneldiği kişi açısından o senedin bağlayıcılığını ve geçerliliğini ortadan kaldırır. Ticari hayatta bir çekin sahte imzayla tedavüle girmesi o çeki iyi niyetle devralan hamilleri, çeki ödemekle yükümlü olan muhatap bankayı ve adına sahte imza atılan keşideciyi doğrudan karşı karşıya getiren karmaşık bir hukuki ihtilaflar yumağı yaratır.


Çekte İmza Sahteciliğinin Ceza Hukuku Boyutu (TCK 210 ve 204)


Çekte imza sahteciliği eylemi, özel hukuk uyuşmazlıklarının ötesinde devletin kamu güvenini ve ticari hayata olan itimadı derinden sarsan ağır bir suç tipidir. Türk Ceza Kanunu (TCK), ekonomik dolaşımın kalbinde yer alan kambiyo senetlerini adi sözleşmelerden ayırarak özel bir koruma zırhı içine almıştır.


Çekin Resmi Belge Hükmünde Olması (TCK Madde 210)


Ceza hukuku sistematiğinde resmi belgeler kamu görevlileri tarafından görevlerinin ifası kapsamında düzenlenen evraklardır. Ancak TCK Madde 210/1 bendi, ticari hayatın gereklilikleri doğrultusunda hukuki bir kurgu (fiksiyon) yaratmıştır.


İlgili hüküm uyarınca; emre veya hamile yazılı kambiyo senetleri (çek, bono, poliçe), emtiayı temsil eden evrak, hisse senetleri, tahviller ve vasiyetnameler, kamu görevlisi tarafından düzenlenmeseler dahi, sahtecilik suçları bakımından resmi belge hükmünde kabul edilmektedir.


Bu düzenlemenin en çarpıcı sonucu şudur: Bir çekin üzerinde sahte imza atan veya çeki tahrif eden fail, cezası nispeten daha hafif olan Özel Belgede Sahtecilik suçundan değil, cezai yaptırımları son derece ağır olan Resmi Belgede Sahtecilik suçundan (TCK m. 204) yargılanır.


Ancak burada Yargıtay Ceza Dairelerinin titizlikle uyguladığı bir kriter mevcuttur; sahteciliğe konu belgenin TCK 210 kapsamında resmi belge sayılabilmesi için TTK'da öngörülen çekin zorunlu şekil şartlarını (keşide tarihi, keşide yeri, muhatap banka unvanı vb.) eksiksiz taşıması şarttır. Kurucu unsurları eksik olan bir çek kambiyo senedi vasfını kazanamayacağından bu belge üzerindeki sahtecilik resmi belge hükümlerine değil, özel belgede sahtecilik hükümlerine tabi olur.


Çekte İmza Sahteciliğinde Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Oluşması (TCK Madde 204)


TCK Madde 204'te tanımlanan resmi belgede sahtecilik suçu üç farklı seçimlik hareketle kasten işlenebilen bir suçtur. Çekte imza sahteciliği de bu seçimlik hareketlerin tamamıyla vücut bulabilir:


  1. Sahte Çek Düzenleme (Üretme): Failin, hiç var olmayan bir çeki matbaada sahte olarak basması veya gerçek bir hesap sahibinin çalınmış boş çek yaprağını onun imzasını taklit etmek suretiyle doldurarak hukuki bir belge yaratmasıdır.


  2. Gerçek Çeki Değiştirme (Tahrifat): Geçerli ve hukuka uygun olarak düzenlenmiş bir çekin üzerindeki yazı ve rakamların, başkalarını aldatacak biçimde değiştirilmesidir. Örneğin, 5.000 TL olarak yazılmış bir çekin başına bir rakam eklenerek 15.000 TL yapılması bu kapsamdadır.


  3. Sahte Çeki Kullanma: Failin, çekin sahte olduğunu bildiği halde bu durumu gizleyerek senedi ticari bir ilişkide ödeme aracı olarak vermesi, ciro etmesi veya tahsil için muhatap bankaya ibraz etmesidir.


Bu eylemlerin cezai müeyyideleri, failin sıfatına ve eylemin amacına göre kanunda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. TCK Madde 204 ve ilgili hükümler uyarınca uygulanan cezai yaptırımlar aşağıdaki tabloda sistematize edilmiştir:



Suçun Niteliği / Kanun Maddesi

Eylemin Kapsamı

Öngörülen Hapis Cezası

Dava Zamanaşımı Süresi

Temel Hal (TCK 204/1)

Sivil bir vatandaşın sahte çek düzenlemesi, değiştirmesi veya bilerek kullanması.

2 Yıldan 5 Yıla Kadar

8 Yıl

Nitelikli Hal (TCK 204/2)

Kamu görevlisinin (veya bazı durumlarda bankacının) görevi gereği sahtecilik yapması.

3 Yıldan 8 Yıla Kadar

15 Yıl

Hafifletici Neden (TCK 211)

Sahteciliğin, gerçek ve hukuken var olan bir alacağın ispatı amacıyla yapılması.

Verilecek ceza 1/2 oranında indirilir.

İndirimli Ceza Üzerinden Hesaplanır

İçtima (TCK 212)

Sahte çekin aynı zamanda birini dolandırmak için kullanılması.

Sahtecilik ve Nitelikli Dolandırıcılık suçlarından ayrı ayrı ceza verilir.

Her suç için ayrı hesaplanır



Çekte İmza Sahteciliğinde İğfal Kabiliyeti (Aldatıcılık) Kriteri


Bir çekteki imza sahteciliğinin veya tahrifatın ceza hukuku bağlamında suç oluşturabilmesi için aranan en hayati şartlardan biri iğfal kabiliyetidir (aldatıcılık yeteneği). Yargıtay 11. Ceza Dairesi ve Ceza Genel Kurulu kararlarına göre, sahte olarak düzenlenen veya değiştirilen çek objektif olarak çok sayıda insanı aldatabilecek bir niteliğe ve inandırıcılığa sahip olmalıdır.


Eğer çekteki imza taklidi, çıplak gözle bakıldığında veya belgenin genel görünümünden ilk bakışta (beş duyu organıyla) kaba bir sahtecilik olduğu anlaşılacak düzeydeyse ortada bir iğfal kabiliyeti yoktur.


Hukuken hiç kimseyi aldatma yeteneği bulunmayan, son derece amatörce hazırlanmış bir belge kamunun güvenini sarsma tehlikesi yaratmadığı için resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturmaz ve fail hakkında beraat kararı verilmesi gerekir. Aynı şekilde, Yargıtay içtihatlarına göre onaysız salt fotokopi belgeler üzerinden yapılan sahtecilik iddialarında da fotokopinin asıl belge niteliği ve aldatma kabiliyeti taşımaması sebebiyle beraat kararları verilmektedir.



Çekte İmza Sahteciliği İstanbul avukat


Çekte İmza Sahteciliğinde Mağdurun Rızası ve Zarar Kastının Olmaması


Ceza yargılamalarında sahtecilik isnadıyla karşılaşan faillerin en sık başvurduğu savunma mekanizması, imzayı çek sahibinin bilgisi ve rızası dâhilinde attıkları yönündedir. Yargıtay kararlarında, belgede sahtecilik suçlarında manevi unsur (kast), faildeki zarar verme bilinci ve iradesi olarak ele alınmaktadır.


Eğer fail, keşidecinin (mağdurun) daha önceden (fiil işlenmeden evvel) kendisine verdiği açık veya zımni (örtülü) bir rızaya istinaden onun yerine çeke imza atmışsa ve bu eylem neticesinde mağdura zarar verme kastı gütmemişse sahtecilik suçunun manevi unsuru oluşmaz.


Örneğin, aile şirketlerinde kardeşlerin birbirlerinin yerine çeke imza atması ve borcun inkar edilmeyerek ödenmesi durumlarında, Yargıtay zarar kastının ve kamu güvenini sarsma iradesinin bulunmadığına kanaat getirerek suçun oluşmadığına hükmedebilmektedir. Mahkemeler, rızanın varlığını tespit ederken tarafların ticari geçmişini ve önceden rıza ile atılıp ödenmiş çeklerin mevcudiyetini detaylıca araştırmakla yükümlüdür.


Çekte İmza Sahteciliğinde Zarardan Kim Sorumlu? (Banka mı, Çek Sahibi mi?)


Çekte imza sahteciliği gerçekleştiğinde ve sahte çek bankaya ibraz edilerek bedeli tahsil edildiğinde ortaya çıkan ekonomik zararın kimin üzerinde bırakılacağı Ticaret Hukukunun en çetrefilli tartışma konularından biridir.


Çek bir havale niteliğinde olup muhatap banka, üzerine çekilen tutarı keşidecinin hesabından ödemekle görevli olan kuruluştur. Paranın sahte imza ile hesaptan uçup gitmesi durumunda TTK hükümleri oldukça net kurallar koymuştur.


Çekte İmza Sahteciliğinde Bankanın Kusursuz Sorumluluğu (TTK Madde 812)


6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 812. maddesi (mülga 6762 sayılı TK m. 724), bankalar açısından son derece ağır bir kusursuz sorumluluk (objektif sorumluluk) esası getirmiştir. Kanunun lafzı ve ruhu gereğince; sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödeyen muhatap banka bu ödemeden doğan zarara kural olarak katlanmak zorundadır.


Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış ve emsal teşkil eden kararlarına göre, bankanın sorumluluktan kurtulabilmesi için sahteliğin veya tahrifatın derecesinin hiçbir önemi yoktur. Çekteki imza sahteciliği veya rakamlardaki tahrifat iğfal kabiliyetini haiz olsa, hatta büyüteçle bakılsa dahi fark edilemeyecek kadar kusursuz profesyonellikte yapılmış olsa bile banka kendi kusursuzluğunu ileri sürerek zararı hesap sahibine (keşideciye) yıkamaz.


Yargıtay'ın bu katı tutumunun temelinde, bankaların ticari hayatta birer güven kurumu olması ve imtiyazlı kuruluşlar olarak en üst düzeyde (basiretli tacirden dahi öte) özen yükümlülüğü altında bulunmaları yatmaktadır.


Çekte İmza Sahteciliğinde Keşidecinin Kusuru ve İlliyet Bağının Kurulması


TTK Madde 812'nin bankaya yüklediği kusursuz sorumluluğun tek ve en önemli yasal istisnası, zararın meydana gelmesinde keşidecinin (çek sahibinin) kusurunun bulunmasıdır. Muhatap banka, hesaptan çıkan bedeli tazmin etmekten kurtulmak istiyorsa sahteciliğin keşidecinin ağır ihmali, tedbirsizliği veya doğrudan kusuru neticesinde gerçekleştiğini ispat etmek zorundadır.


Keşidecinin kusurlu kabul edildiği ve Borçlar Kanunu'nun (BK) müterafık (birlikte) kusur hükümlerinin devreye girdiği başlıca durumlar şunlardır:


  • Çek Defterinin Muhafazası: Keşidecinin, kendisine teslim edilen çek defterini basiretli bir tacir gibi güvenli bir kasada saklamaması, herkesin kolayca erişebileceği çekmecelerde veya araç torpidosunda bırakarak hırsızlığa davetiye çıkarması.


  • Düzenlemede Özensizlik: Çekin düzenlenmesi sırasında bedel veya isim kısımlarının sahtelik ve tahrifata imkân tanıyacak şekilde boşluklar bırakılarak doldurulması.


  • Bildirim Yükümlülüğünün İhlali: Çekin rıza dışında elden çıkması (çalınması, kaybedilmesi) veya sahteciliğin fark edilmesi durumunda muhatap bankaya derhal bildirimde bulunularak ödemeden men talimatının verilmesinde ihmalkâr davranılması.


Banka, zararın bu tür bir kusurdan doğduğunu somut delillerle ve nedensellik bağı (illiyet bağı) kurarak ispatlarsa mahkeme hakkaniyet gereği zararı taraflar arasında paylaştırabilir veya bankayı tamamen sorumluluktan kurtarabilir.


Çekte İmza Sahteciliğinde Yardımcı Şahısların (Çalışanların) Sahtecilik Fiilleri (TBK Madde 116)


Ticari işletmelerde karşılaşılan sahte çek vakalarının büyük bir bölümü, maalesef dışarıdan bir hırsızlık değil, içeriden yetkilendirilmiş personeller (muhasebeciler, finans müdürleri, veznedarlar) tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu senaryo hukuki sorumluluğun yönünü tamamen değiştirmektedir.


Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; çek üzerinde tahrifatı veya imza sahteciliğini yapan kişi davacı şirketin (keşidecinin) bizzat istihdam ettiği, çek defterine erişim yetkisi verdiği ve para tahsiline yetkili kıldığı bir çalışanı ise banka TTK 812 uyarınca kusursuz sorumlu tutulamaz.


Bu durumda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 116. maddesinde (Eski BK 100) düzenlenen "Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Sorumluluk" kuralları devreye girer. Keşideci şirket, kendi seçtiği, eğittiği ve yetkilendirdiği çalışanının sahtecilik fiilinden doğan zarara katlanmak mecburiyetinde kalır ve zararı bankaya rücu edemez.


Banka ve Keşideci arasındaki sorumluluk dağılımını gösteren özet tablo aşağıdadır:



Somut Olay / Durum

Sorumlu Taraf

Hukuki Dayanak ve Gerekçe

Kusursuz taklit edilmiş imza ile çek tahsili (Keşideci kusursuz)

Muhatap Banka

TTK m. 812 uyarınca bankanın kusursuz (objektif) sorumluluğu esastır.

Çek defterinin güvensiz ortamda bırakılıp çalınması

Keşideci (Müterafık Kusur)

Keşidecinin özen ve muhafaza borcuna aykırı davranması.

Şirket muhasebecisinin imza taklit ederek çeki bozdurması

Keşideci

TBK m. 116 (Eski BK 100) uyarınca yardımcı şahsın fiilinden sorumluluk.

Bankanın, tahrifatı açık olan çeki dikkatsizce ödemesi

Muhatap Banka

Bankanın güven kurumu olma vasfına ve ağır özen borcuna aykırılık.



Çekte İmzaların Bağımsızlığı İlkesi (TTK Madde 677)


Kambiyo senetlerinin, paraya eşdeğer bir güven vasıtası olarak elden ele serbestçe dolaşabilmesini (tedavül edebilmesini) sağlayan en güçlü hukuki teminat "İmzaların Bağımsızlığı" (İmzaların İstiklali) ilkesidir.


TTK Madde 677'de poliçeler için düzenlenen, TTK Madde 818 atfıyla çekler için de aynen uygulanan bu ilke uyarınca; bir kambiyo senedi üzerinde yer alan her bir imza, diğer imzalardan tamamen bağımsız olarak kendi hukuki sonuçlarını doğurur ve kendi borcunu yaratır.


Bir çekin üzerinde sahte bir imza, ehliyetsiz bir kişinin (örneğin ayırt etme gücü olmayan birinin) imzası, hayali kişilere ait bir imza veya imza sahibini bağlamayan yetkisiz bir temsilci imzası bulunsa dahi, bu durum senet üzerinde yer alan diğer geçerli imzaların hukuki sıhhatini ve geçerliliğini kesinlikle etkilemez.


Örnek Senaryo ile Açıklama:


A şahsına ait boş bir çek yaprağı rızası dışında ele geçirilmiş ve A'nın imzası kusursuzca taklit edilerek sahte bir çek yaratılmıştır. Bu sahte çek mal karşılığında B şahsına verilmiş, B de senedin arka yüzünü imzalayarak (ciro ederek) C şahsına devretmiştir. C de senedi D'ye ciro etmiştir. Çek vade gününde bankaya ibraz edildiğinde keşideci A'nın imzasının sahte olduğu Adli Tıp raporuyla ortaya çıkar.

İmzaların Bağımsızlığı İlkesi gereğince bu durumun hukuki sonuçları şöyledir:


  1. İmzası taklit edilen keşideci A'nın hiçbir kambiyo borcu doğmaz, çeki ödemekle yükümlü tutulamaz.

  2. Ancak çeki arka arkaya ciro eden B ve C'nin senedin arkasındaki imzaları gerçektir. B ve C, "Keşidecinin imzası sahteymiş, çek baştan geçersizdir, biz de sorumlu değiliz" şeklinde bir savunma (def'i) ileri sürerek kendi borçlarından kurtulamazlar.

  3. İyi niyetli yetkili hamil D, keşideci A'ya başvuramasa da çeki kendisine devreden cirantalar B ve C'ye karşı icra takibi başlatarak alacağını tahsil edebilir.


Bu hukuk ilkesinin yegâne amacı, senedin dış görünüşüne güvenerek onu iyi niyetle devralan hamilin haklarını korumak, senedi verenin "benim imzam geçerlidir" güvencesini ayakta tutmak ve ticari hayattaki çek dolaşımının durmasını engellemektir.


Çekte İmza Sahteciliğinde İcra Takibi Geldiğinde Ne Yapılmalı? (İmzaya İtiraz Süreci)


Çekte imza sahteciliği mağduriyetlerinde adına sahte çek düzenlenen borçlunun karşılaşacağı en somut ve tehlikeli hukuki işlem alacaklı tarafından icra dairesi kanalıyla başlatılacak olan Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yoluyla Takip sürecidir.


Kambiyo senetleri, sıradan adi sözleşmelere göre çok daha hızlı, keskin ve borçlunun savunma imkânlarının daraltıldığı özel bir icra takip usulüne tabidir. İcra dairesi, ibraz edilen çekin TTK'da aranan şekil şartlarını taşıdığını tespit ettiğinde borçluya derhal bir ödeme emri (Örnek 10 Nolu İcra Emri) tebliğ eder.


İcra hukuku tamamen şekil ve sürelere dayalı, tavizsiz bir hukuk dalıdır. Gelen ödeme emrine karşı doğru sürelerde ve doğru mahkemede reaksiyon gösterilmemesi, sahte bir evrak nedeniyle borçlunun evine, işyerine, banka hesaplarına ve araçlarına telafisi imkânsız hacizlerin uygulanmasıyla sonuçlanır.


İmzaya İtirazda 5 Günlük Hak Düşürücü Süre


İcra ve İflas Kanunu (İİK) Madde 168 ve 170/a uyarınca, kendisine Örnek 10 ödeme emri tebliğ edilen borçlu, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığını (sahte olduğunu) iddia ediyorsa tebligat zarfını teslim aldığı günden itibaren tam olarak 5 GÜN İÇİNDE imzaya itiraz hakkını kullanmak zorundadır.


  • İmzaya İtiraz Süresinin Niteliği: Çekteki sahte imzaya itirazdaki 5 günlük süre son derece katı bir hak düşürücü süredir. Altıncı gün yapılacak bir imzaya itiraz başvurusu, mahkeme tarafından imzanın aidiyetine bakılmaksızın süre aşımı gerekçesiyle usulden kesin olarak reddedilir.


  • Açık ve Net İtiraz Şartı: İtiraz dilekçesinde itirazın konusunun imza olduğu açık, net ve şüpheye mahal bırakmayacak şekilde vurgulanmalıdır. Hukukta tecrübesiz kişilerin sıklıkla yaptığı "Benim böyle bir borcum yoktur", "Mal teslim edilmedi", "Borcu kabul etmiyorum" şeklindeki soyut beyanlar hukuken borca itiraz sayılır; bunlar kesinlikle imzaya itiraz olarak kabul edilmez ve sahte imza itirazını geçersiz kılar.


  • Çekte İmzaya İtirazda Görevli Mahkeme: Çekte imzaya itiraz icra dairesine gidilerek memura verilecek bir dilekçe ile yapılmaz. İtirazın, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yerdeki İcra Hukuk Mahkemesi'ne bir dava dilekçesi verilerek yapılması zorunludur. Mahkeme, senedin altındaki ticari borcun esasına veya hakkaniyetine girmez; sadece senedin şekline ve imzanın borçluya ait olup olmadığına yönelik şekli bir yargılama yapar.


Çekte İmza Sahteciliğinde İhtiyati Tedbir ve Takibin Durdurulması


Borçlunun süresi içinde İcra Hukuk Mahkemesi'ne dava açması, icra takibini kendiliğinden (otomatik olarak) durdurmaz. Alacaklı, dava devam ederken yasal süreler dolduğunda haciz talebinde bulunabilir.


Borçlunun haksız ve telafisi imkânsız haciz baskılarından korunabilmesi için dava dilekçesinde mahkemeden muhakkak surette ihtiyati tedbir (takibin geçici olarak durdurulması) talep etmesi gerekmektedir. Mahkeme, sunulan somut delilleri, borçlunun iddiasının ciddiyetini veya alınacak ilk bilirkişi raporunu dikkate alarak takibin durdurulmasına (tedbirine) karar verirse, haciz, satış ve muhafaza işlemleri dava kesinleşinceye kadar askıya alınır.


Çekte İmza Sahteciliğinde İspat Yükü, Adli Tıp ve Grafolojik İnceleme


İcra Hukuk Mahkemesindeki imzaya itiraz davasında en kritik unsur ispat yüküdür. Kambiyo senetlerine dayalı takiplerde imza inkarı söz konusu olduğunda kanun ispat yükünü senedi takibe koyan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya yüklemiştir.


Alacaklı, imzanın borçlunun el ürünü olduğunu kesin bir şekilde ispatlamak zorundadır ve bu amaçla yapılacak grafolojik bilirkişi incelemesinin tüm masraflarını peşin olarak mahkeme veznesine yatırmakla mükelleftir.


Mahkeme, imzanın kime ait olduğunu göz kararıyla belirleyemez; dosyayı Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesine veya Jandarma/Polis Kriminal laboratuvarlarındaki uzman grafoloji bilirkişilerine gönderir. Bu teknik inceleme süreci şu aşamalardan oluşur:


  1. İstiktap (Huzurda Örnek Alınması): Borçlu mahkemeye veya savcılığa çağrılarak ayakta, oturarak, sağ eliyle ve sol eliyle çok sayıda imza ve yazı örneği vermesi sağlanır.


  2. Samimi İmza Örneklerinin Toplanması: İncelemenin kalbi burasıdır. Kişiler mahkeme huzurunda imzalarını bilerek değiştirebileceği için, uzmanlar borçlunun çekin düzenleme tarihinden önceki yıllarda resmi makamlara (noterler, tapu müdürlükleri, bankalar, evlendirme daireleri, seçim kurulları) attığı, hiçbir ihtilaf kaygısı taşımayan samimi imza asıllarını talep eder. Mahkeme bu ıslak imzalı belgeleri ilgili kurumlardan resen getirtir.


  3. Kriminal İnceleme: Uzmanlar; mikroskoplar, optik aletler ve ESDA (elektrostatik algılama) cihazları kullanarak imzadaki tersim (harf çizim alışkanlığı), presyon (kalemin kağıda uyguladığı baskı gücü), işleklik derecesi, eğim ve fulaj (kağıdın arkasına geçen baskı izi) özelliklerini bilimsel yöntemlerle analiz eder ve kesin bir bilirkişi raporu hazırlar. Bu raporlama süreci ilgili kurumların iş yüküne bağlı olarak aylar sürebilen titiz bir süreçtir ve uygulamada ortalama 3 ila 6 ay arasında sonuçlanmaktadır.


Çekte İmza Sahteciliğinde İmzaya İtirazın Sonuçları ve Tazminat Yaptırımları (İİK 170)


Bilirkişi raporunun sunulmasının ardından İcra Hukuk Mahkemesinin vereceği kararın, taraflar açısından son derece ağır ekonomik yaptırımları bulunmaktadır:



İnceleme Sonucu

Takibin Akıbeti

Hukuki ve Mali Yaptırımlar

İmza Sahte Çıkarsa (Borçlu Haklıysa)

İtiraz kabul edilir. İcra takibi kesin olarak durur ve iptal edilir.

Alacaklı aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilir. Alacaklı senedi takibe koyarken kötü niyetli veya ağır kusurlu bulunursa, takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere Kötüniyet Tazminatına ve %10 para cezasına mahkûm edilir.

İmza Gerçek Çıkarsa (Alacaklı Haklıysa)

İtiraz reddedilir. İcra takibi kaldığı yerden tüm işlemleriyle devam eder.

İcra takibini haksız yere geciktiren borçlu, takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere İcra İnkâr Tazminatına ve ayrıca devlete ödenecek %10 oranında para cezasına mahkûm edilir.



Çekte İmza Sahteciliğinde Menfi Tespit Davası ve HMK 211 Çerçevesinde İspat Yükü


İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde imzaya itiraz edebilmek için tanınan 5 günlük hak düşürücü sürenin herhangi bir mazeretle (tebligattan haberdar olamama, hukuki bilgisizlik vb.) kaçırılması borçlunun sahte çek bedelini ödemeye kesin olarak mahkûm olduğu anlamına gelmez. Borçlu hakkını arayabilmek için genel hükümlere tabi geniş kapsamlı bir dava yolu olan Menfi Tespit Davası açabilir.


İcra takibi öncesinde veya icra takibi devam ederken Asliye Ticaret Mahkemesinde açılacak olan menfi tespit davası ile borçlu senetteki imzanın kendisine ait olmadığını ve dolayısıyla böyle bir borcunun bulunmadığını iddia ederek borçsuzluğunun tespitini mahkemeden talep eder.


İcra Hukuk Mahkemesindeki davadan farklı olarak menfi tespit davası 5 günlük süreye tabi değildir ve genel zamanaşımı süreleri içinde açılabilir. Eğer borçlu, icra tehdidi ve haciz baskısı altında parayı icra dosyasına ödemek zorunda kalmışsa, açılan bu dava kendiliğinden ödenen paranın geri alınmasını amaçlayan İstirdat Davasına dönüşür.


Çekte İmza Sahteciliğinde HMK Madde 211 ve Yargıtay HGK 2019/548 K. Sayılı Emsal Kararı


Menfi tespit davasında, borçlunun senedin altındaki imzayı inkâr etmesi halinde, Asliye Ticaret Mahkemesinin izleyeceği usul 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 211. maddesinde katı ve emredici bir şekilde düzenlenmiştir.


Uygulamada yerel mahkemeler ile Yargıtay arasında uzun süre tartışma konusu olan ispat yükünün kime ait olduğu ve davacı borçluya kesin süre verilip verilemeyeceği sorunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) 2017/1656 Esas, 2019/548 Karar sayılı emsal kararıyla kesin olarak çözüme kavuşturulmuştur.


Yargıtay HGK'nın emsal kararına göre temel prensipler şunlardır:


  1. İspat Yükü Alacaklıdadır: Türk Medeni Kanunu m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca genel ispat kuralları geçerlidir. Bir menfi tespit davasında dahi kambiyo senedindeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat etme külfeti o senedi elinde bulundurup kendi lehine hak çıkaran ve icra takibine girişen davalı alacaklıya aittir.


  2. Kesin Süre Verilmesi İcapsız Davettir: Yerel mahkemenin, imzayı inkâr eden davacıya (borçluya) imza incelemesine esas teşkil edecek eski samimi imza asıllarını dosyaya sunması veya bulundukları resmi kurumları bildirmesi için kesin süre vermesi hukuka aykırıdır. İmzayı ispat külfeti davalı alacaklıda olduğu için davacı borçluya yüklenen bu süre icapsız davet niteliğindedir. Davacı borçlunun verilen kesin süreye uymaması imza incelemesinden vazgeçtiği anlamına gelmez ve davanın reddine gerekçe yapılamaz.


Çekte İmza Sahteciliğinde HMK 211 Kapsamında Hâkimin İzleyeceği Zorunlu Sıra


Mahkeme, imzanın sahteliği iddialarında şu usulü takip etmek zorundadır:


  1. Dinleme ve Ön Değerlendirme: Hâkim öncelikle her iki tarafı dinler ve sunulan delillerle bir kanaat edinmeye çalışır.


  2. İsticvap (Sorguya Çekme): İmzayı inkâr eden taraf duruşmada hazır değilse onu isticvap etmek (bizzat sorgulamak) üzere mahkemeye davet eder. Gönderilen tebligatta, "belirtilen günde mazeretsiz olarak hazır bulunmadığı takdirde senetteki imzayı ikrar etmiş (kabul etmiş) sayılacağı" ihtarı açıkça yazılmalıdır.


  3. İstiktap (Huzurda Örnek Alma): İsticvaba gelen borçluya mahkeme huzurunda yazı yazdırılıp imza attırılarak örnek alınır.


  4. Resen Belge Toplama ve Bilirkişi: Hâkim kendi gözlemiyle kesin bir kanaate varamazsa senet tanzim tarihinden önceki dönemlere ait resmi kurumlardaki ıslak imzalı belgeleri kendiliğinden (resen) getirtir ve bu belgeleri mahkemede alınan örneklerle birlikte incelemesi için uzman Grafoloji bilirkişi kuruluna gönderir. Mahkemenin sadece huzurda alınan imza örnekleriyle yetinip resmi kurumlardan eski imzaları getirtmeden rapor aldırması, Yargıtay tarafından eksik inceleme sayılarak mutlak bozma nedeni yapılmaktadır.



Karşılaştırma Kriteri

İmzaya İtiraz Davası (İcra Hukuk Mahkemesi)

Menfi Tespit Davası (Asliye Ticaret Mahkemesi)

Başvuru Süresi

Ödeme emri tebliğinden itibaren Kesinlikle 5 Gün

İcra takibinden önce veya sonra (Zamanaşımı süresince)

İnceleme Kapsamı

Yalnızca şekli inceleme (imzanın aidiyeti). Borcun esasına girilmez.

İmzayla birlikte ticari ilişkinin temeli, borcun esası tüm detaylarıyla incelenir.

Takibe Etkisi

İhtiyati tedbir kararıyla icra işlemleri doğrudan durdurulabilir.

%15'ten az olmamak üzere teminat karşılığında takibin durdurulması veya veznedeki paranın alacaklıya ödenmesinin durdurulması istenebilir.

İspat Yükü

Alacaklıdadır

Alacaklıdadır



Çekte imza sahteciliği; TCK bağlamında ağır hapis cezalarını gerektiren bir resmi evrakta sahtecilik suçu, ticaret hukuku zemininde banka ile keşideci arasında kusur oranlarının çatıştığı çetrefilli bir alan, icra hukuku nezdinde ise telafisi imkânsız zararların saniyeler içinde doğabileceği tavizsiz bir prosedürdür.


Özellikle kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takiplerde ödeme emrinin borçluya tebliğiyle işlemeye başlayan 5 günlük hak düşürücü sürenin kaçırılması, sahte bir evrak yüzünden dahi olsa, mağdur edilen kişinin tüm malvarlığını haksız ve ağır bir haciz tehdidi altında bırakmaktadır.


Gerek muhatap bankaya karşı yöneltilecek TTK 812 kapsamındaki kusursuz sorumluluk iddialarının yönetimi, gerekse menfi tespit davalarında HMK 211 ve Adli Tıp Kurumu imza incelemesi prosedürlerinde Yargıtay emsal kararları ışığında ispat yükü stratejilerinin doğru kurgulanması mutlak surette akademik ve pratik bir hukuki profesyonellik gerektirir.


Sahte bir çek iddiası veya icra takibiyle karşılaşıldığında zaman kaybetmeksizin, Kıymetli Evrak Hukuku, İcra-İflas Hukuku ve Ceza Hukuku disiplinlerine bütüncül olarak hâkim, deneyimli bir avukata başvurulması telafisi güç zararların önlenmesi adına hayati önem taşımaktadır. Daha fazla bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.


Çekte İmza Sahteciliğinde Sık Sorulan Sorular (SSS)


1. Tarafıma sahte bir çek yüzünden icra takibi başlatıldı, itiraz için yasal sürem ne kadardır?


Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takiplerde (çek ve senet icralarında), icra dairesinden gönderilen ödeme emrinin (Örnek 10) size tebliğ edildiği (zarfı teslim aldığınız) tarihten itibaren tam olarak 5 gün içinde İcra Hukuk Mahkemesine başvurarak imzaya itiraz davası açmanız yasal bir zorunluluktur. Bu süre kesin bir hak düşürücü süredir; 6. gün yapacağınız itiraz mahkemece reddedilecektir.


2. İcra mahkemesine imzaya itiraz davası açtığım anda banka hesaplarımdaki hacizler otomatik olarak kalkar mı?


Dava açmanız haciz işlemlerini otomatik durdurmaz ancak İİK 170/1 gereği malların SATIŞI kendiliğinden durur. Haciz ve muhafaza baskısından kurtulmak için ise mahkemeden mutlaka ihtiyati tedbir kararı alınması şarttır. Mahkeme yapacağı ilk incelemede sunulan delilleri kuvvetli bulursa takibin durdurulmasına yönelik bir tedbir kararı verir ve ancak bu karar icra dairesine ulaştığında haciz işlemleri dava sonuna kadar durur.


3. Sahte bir çeki kontrol etmeden ödeyen bankanın hesabımdan çıkan paradan dolayı bana karşı sorumluluğu var mıdır?


Evet, kesinlikle vardır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) Madde 812 uyarınca muhatap bankanın sahte veya tahrif edilmiş çeki ödemesinden doğan zararlardan dolayı kusursuz sorumluluğu esastır. Eğer çek defterinin çalınmasında, saklanmasında veya çekin düzenlenmesinde sizin (keşidecinin) ağır bir ihmaliniz veya kusurunuz yoksa banka kendi kusursuzluğunu ileri sürerek sorumluluktan kaçamaz ve zararın tamamını karşılamak zorundadır.


4. İcra dosyasındaki çekte bulunan imza incelemesi (Grafolojik Adli Tıp Raporu) ne kadar sürer?


Dosyadaki inceleme süresi mukayese evraklarının toplanma hızına bağlıdır. Mahkemenin resmi kurumlardan (noter, banka, tapu) istediği eski samimi imza örneklerinin mahkemeye ulaşması zaman alabilmektedir. Ancak dosya eksiksiz hale geldikten ve imza örnekleri grafoloji uzmanına veya Adli Tıp Kurumuna teslim edildikten sonra laboratuvar ortamındaki teknik inceleme ilgili kurumların iş yüküne bağlı olarak aylar sürebilen titiz bir süreçtir. Uygulamada imza incelemesi ortalama 3 ila 6 ay arasında sonuçlanmaktadır.


5. Çekteki imzanın sahte olduğu kanıtlanırsa alacaklıya ceza verilir mi?


Evet, ciddi yaptırımları vardır. İmzaya itiraz davanız kabul edilir ve imzanın size ait olmadığı kesinleşirse icra takibi iptal edilir. Mahkeme, senedi takibe koyan alacaklıyı yargılama giderlerini ve avukatlık vekâlet ücretinizi ödemeye mahkûm eder. Ayrıca alacaklının senedi işleme koyarken kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğu ispatlanırsa alacaklı aleyhine takip konusu alacak miktarının %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata ve %10 oranında para cezasına hükmedilir.


6. Ticari hayatımda güvendiğim muhasebecim çek defterime benim taklit imzamı atarak bankadan para çekmiş. Bankayı sorumlu tutabilir miyim?


Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin istikrar kazanmış içtihatlarına göre bu durumda bankayı sorumlu tutmanız oldukça zordur. Sahteciliği yapan kişi sizin kendi iradenizle istihdam ettiğiniz, çek defterine erişim sağladığınız ve finansal yetki verdiğiniz bir personeliniz (yardımcı şahsınız) ise, Borçlar Kanunu Madde 116 (Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk) uyarınca bankanın kusursuz sorumluluğu kalkar. Zarara bizzat katlanmak veya personelinize karşı dava açmak durumunda kalırsınız.


7. Çeki devraldığım kişinin (cirantanın) imzası geçerli ama çeki ilk yazan kişinin (keşidecinin) imzası sahteymiş. Paramı alabilir miyim?


Evet, paranızı çeki size devreden kişiden alabilirsiniz. Türk Ticaret Kanunu Madde 677'de yer alan İmzaların Bağımsızlığı (İstiklali) İlkesi gereğince; keşidecinin imzasının sahte olması, sadece keşideciyi sorumluluktan kurtarır. Senedin arka yüzünde geçerli imzası bulunan ve çeki size ciro eden diğer kişiler (cirantalar), "Keşidecinin imzası sahteymiş, çek geçersizdir" diyerek kendi borçlarından kaçamazlar. Onlara karşı icra takibi başlatarak alacağınızı tahsil edebilirsiniz.


8. Çekte imza sahteciliği yapan kişinin ceza mahkemesinde alacağı hapis cezası ne kadardır?


Kambiyo senetleri niteliğindeki çekler, Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 210/1 gereğince resmi belge hükmünde sayılır. Bu sebeple çekte imza taklit eden, çeki tahrif eden veya sahte çeki bilerek kullanan sivil bir kişi TCK Madde 204/1 uyarınca Resmi Belgede Sahtecilik suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun bir kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde ceza 3 yıldan 8 yıla kadar çıkmaktadır.


9. İmza incelemesinde adı geçen samimi imza örneği nedir ve neden çok önemlidir?


Samimi imza; kişinin üzerinde herhangi bir baskı, heyecan, hastalık veya hukuki bir dava ihtilafı bulunmaksızın, geçmiş yıllarda olağan günlük ve ticari hayatında resmi kurumlara (noter, banka, tapu müdürlüğü, evlendirme dairesi) attığı doğal imzalardır. Kişiler icra dairesinde veya mahkeme huzurunda imza atarken heyecandan veya bilinçli olarak imzalarını değiştirebilecekleri (istiktap yanılgısı) için Adli Tıp uzmanları ve bilirkişiler kıyaslamayı kesinlikle bu geçmiş tarihli güvenilir samimi imzalar üzerinden yaparlar. Yargıtay da samimi imzalar toplanmadan verilen raporları kabul etmemektedir.


10. 5 günlük itiraz süresini tebligatı görmediğim için kaçırdım. Borcu sahte imza yüzünden ödemek zorunda mıyım, başka bir yol yok mu?


5 günlük süreyi kaçırmanız icra dairesindeki pratik itiraz hakkınızı sonlandırır ancak borçsuzluğunuzu ispat hakkınızı tamamen ortadan kaldırmaz. Bu durumda genel hükümlere göre Asliye Ticaret Mahkemesinde bir Menfi Tespit Davası açarak imzanın size ait olmadığını ispat edebilir ve davanın kazanılması halinde ödemekten kurtulabilirsiniz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK 2019/548) emsal kararına göre bu davada da imzayı ispat yükü alacaklıya aittir. Eğer icra baskısıyla parayı ödemek zorunda kalırsanız açtığınız dava ödediğiniz parayı geri almaya yönelik İstirdat Davasına dönüşür.


Çekte İmza Sahteciliği - Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1656 E., 2019/548 K.


"İçtihat Metni"


MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi


Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 8. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 05.06.2013 tarihli ve 2013/44 E., 2013/266 K. sayılı karar davacı tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 05.03.2014 tarihli ve 2014/1746 E., 2014/4323 K. sayılı kararı ile,“…Davacı, davalının 10.08.2007 ve 10.09.2007 vade tarihli her biri 7.500 TL. bedelli iki adet senede dayalı olarak icra takibi yaptığını, senetlerdeki borçlu imzalarının kendisine ait olmadığını ileri sürerek senetlerden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.


Davalı vekili, müvekkilinin iyi niyetli hamil olduğunu, senetlerdeki borçlu imzasının davacıya ait olup olmadığını bilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, imza incelemesine esas olacak imza asıllarının bulunduğu delillerin bildirilmesinin taraflardan istenildiği, bu hususta kesin süre verildiği, ancak tarafların kesin süre içinde delil bildirmedikleri gerekçesiyle ispat olunamayan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.


Davaya konu senetlerin İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün 2010/5498 sayılı icra takip dosyasında takibe konulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, senet asılları icra müdürlüğünden istenip davacının, senetlerin tanzim tarihinden önceki tarihlerde yetkili merciler önünde attığı imza örnekleri getirtilerek ve ayrıca mahkeme huzurunda da imza örnekleri alınarak, uzman bilirkişi kurulundan senetlerdeki imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda rapor alınıp, varılacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Tüm bu hususlar gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmadığından mahkeme kararının bozulması gerekmiştir,…”gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI


Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:


Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Davacı, davalı tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla aleyhine icra takibi başlatılmış ise de borca dayanak gösterilen 10.08.2007 tarihli 7.500,00TL bedelli senet ile 10.09.2007 tarihli 7.500,00TL bedelli senetteki imzaların kendisine ait olmadığını ileri sürerek, borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili bankanın dava dışı Garanti Nakliyat Ltd. Şti.’ye kredi kullandırdığını, icra takibine konu senetlerin kullandırılan kredi kapsamında bu şirket tarafından bankaya devredildiğini, davacı ile aralarında sözleşme ilişkisi bulunmadığını, bu nedenle takibe konu senetlerdeki imzaların davacıya ait olup olmadığının bankaca bilinemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı icra takibine konu senetlerdeki imzaların kendisine ait olmadığını iddia etmiş ise de imza incelemesine esas imza asıllarının bulunduğu delilleri kesin süre içerisinde ibraz etmediği, imzaya ilişkin bilirkişi incelemesi yapılmadan mevcut delillere göre karar verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir. Davacının temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.


Mahkemece, tensip zaptında taraflardan senetlerin tanzim tarihleri öncesi itibariyle incelemeye esas ıslak imzalarının bulunduğu belge asılları ellerinde ise ibraz etmeleri, değil ise bulundukları yeri bildirmelerinin istenildiği ancak bu ara kararının yerine getirilmediği, ön inceleme tutanağının beşinci bendinde de aynı hususta yeniden karar verilerek iki haftalık kesin süre tanındığını ve kesin sürenin sonuçlarının bildirilmesine rağmen istenilen hususların yerine getirilmediği, bu durumda davalı lehine müktesep hak doğduğu, davacının incelemeye esas imza örneklerini bildirmediğinden imza incelemesinden vazgeçmiş sayıldığı, sadece davacının imza örneklerinin alınmasının iddianın ispatına yeterli olmayacağı, mahkemece kesin olarak istenen hususların davacı tarafından yerine getirilmeyip tekrar Özel Daire tarafından yerine getirilmesinin istenmesinin yargılama usulüne aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.Direnme kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.


Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda mahkemece imza incelemesine esas olmak üzere ıslak imzalı belgelerin sunulması ya da bu belgelerin bulundukları yerin bildirilmesi için davacıya kesin süre verilmesine ve kesin sürenin sonuçlarının hatırlatılmasına rağmen ara karar gereğinin yerine getirilmemesi karşısında Özel Dairenin bozma kararı uyarınca imza incelemesi yapılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.


Öncelikle, konuyla ilgisi bakımından “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi:“ Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ”6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesi:“(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”hükmünü içermektedir.Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır.


İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddi hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hâllerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir.İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Karine belli bir olaydan, belli olmayan diğer bir olay için çıkarılan sonuçtur. Karineler ispat yükünün bir istisnasını oluşturur. Lehine karine olan taraf ispat yükünden kısmen veya tamamen kurtulur. Karine söz konusu olduğunda, karine temeli ile karine sonucunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Karineye dayanan taraf, sadece karine sonucunu ispat yükünden kurtulmuş olur, ancak karine temelini ispat etmek yükü altındadır. Bu durumu vurgulamak için, fıkrada açık düzenleme yapılmıştır. Kesin kanuni karineler dışında, karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir. Fıkrada, özellikle aksini ispat kavramına yer verilmiştir. Zira aksini ispat ve karşı ispat farklı kavramlardır. Karine söz konusu olduğunda, karşı ispat faaliyeti yerine karine ile kabul edilen durumun aksinin ispat edilmesi söz konusu olur.


Bir senette yer alan yazının veya imzanın inkâr edilmesi durumunda, 6100 sayılı HMK’nın 208. maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası anlamında bir “sahtelik iddiası” söz konusu olur. 6100 sayılı HMK’nın 208. maddesine ilişkin gerekçede bu husus “Maddenin kenar başlığında “Yazı veya imza inkârı” ibaresi birlikte kullanılmıştır. Her iki husus uygulamada sahtelik iddiası olarak adlandırılan durumu ifade etmektedir” şeklinde belirtilmiştir (Pekcanıtez H./ Özekes M./ Akkan M./ Korkmaz H.T.: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1792).


Öte yandan, bir senetteki imzanın inkâr edilmesi hâlinde, mahkemenin imzanın sahte olup olmadığı konusunda kendiliğinden araştırma yapması gerekir. Bu araştırma ve incelemenin sırası ise 6100 sayılı HMK’nın 211. maddesinde düzenlenmiştir (Pekcanıtez H./ Özekes M./ Akkan M./ Korkmaz H.T., s. 1794).


Buna göre; bir senedin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak ve aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak karar verilir (m. 211/1).Hâkim ilk önce inkâr edilen imza hakkında tarafları dinler ve tarafların gösterdikleri delillerle bir kanaat edinmeye çalışır. Bu şekilde yeterli kanaat sahibi olması halinde senedin kabul veya reddine karar verir.İmzayı inkâr eden taraf duruşmada hazır değilse, hâkim imzayı inkâr eden tarafı isticvap eder. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle senedin sahteliği hakkında bir karar verir (m. 211/a.c.1 ve 2).Yukarıdaki şekilde yapılan incelemeye rağmen sahtecilik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa hâkim bilirkişi incelemesine karar verir (m.211/b.c.1). Bilirkişi incelemesi yapılmadan önce mevcutsa, o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirtilir (m.211/b,c. 2).Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir (m. 211/b), (Kuru B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2016, s 350 vd.).


6100 sayılı HMK’nın 211. maddesinde yer alan ve imza incelemesi konusunda getirilen bu sıraya uyulması zorunludur. Buna göre hâkim imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktır. Aynı şekilde inkâr edilen imza ile karşılaştırılan imzanın birbirine benzemediğinin ilk bakışta tespit edilebildiği hâllerde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur (Pekcanıtez H./ Özekes M./ Akkan M./ Korkmaz H.T., s. 1795).


Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, her ne kadar mahkemece, davacıya imza incelemesine esas belge asıllarını ibraz etmesi ya da bulundukları yerin bildirilmesi hususunda kesin süre verilmiş ise de kambiyo senedindeki imzanın keşideciye ait olduğu yönündeki ispat yükü, senedi elinde bulundurup icra takibine girişen ve senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden davalı alacaklıya düşmektedir. Bu durumda davacıya verilen kesin süre icapsız davet niteliğinde olmakla yerinde değildir.


Mahkemece bonoda yer alan imzanın inkârı hâlinde az önce yukarıda anılan 6100 sayılı HMK’nın 211. maddesinde belirtilen yöntem incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 05.02.2013 olduğu hâlde 15.09.2014 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.Hâl böyle olunca direnme kararının, Özel Daire bozma kararında ve yukarıdaki belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.


SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.05.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.



Daha fazla bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Yorumlar


bottom of page